Cuma günü, Garanti BBVA iç koçları olarak Garanti BBVA Yetenek ve Kültür ekibi tarafından düzenlenen Koçluk Zirvesi 2026’da üç değerli konuşmacıyı dinleme fırsatı buldum. Tema “içgörüden eyleme” idi.
Başlangıçta Yetenek ve Kültür Genel Müdür Yardımcımız Ebru Taşcı Firuzbay ve Yetenek ve Kültür Ekibinden Şenay Demirel bizlere ilham veren bir sohbet gerçekleştirdiler.
Hande Tunaboylu ve Öznur Fidan Ergüt ve diğer iç koç arkadaşlarımla birlikte bu oturumlarda ilham almak çok değerliydi. Çok sevdiğim değerli hocam Ahmet Suha Kocel i zirvede görmek ve sohbet etme fırsatı yakalamak beni çok mutlu etti. Ayrıca bu hazırlıkları yürüten ve bizlere bu güzel günü hazırlayan sevgili Feride Nagehan Ozturk ve Müge Kekeç liderliğinde çok keyifli atölye çalışmaları yaptık.
Zirvenin kapanışında, konuşmacılardan biri olan Gulfem Cakmakci ’nın konuşmasından bende kalanları kendi bakış açımla harmanlayarak özetleme fırsatı buldum. Burada da o bölümden birkaç noktaya yer vermek istiyorum.
*Benim için ana mesaj: Kendimle temasımı artırarak ve belirsizliklere alan açarak hayatın içinde kalabilmek değerli 💫
*Beni düşündüren cümlelerden biri “Belki öyledir, belki değildir.” oldu. Zihnimiz belirsizliği sevmiyor. Bir şey olunca anlamlandırmak ve hikâyeyi hemen tamamlamak istiyoruz.
Bununla birlikte, “Belki öyledir, belki değildir” dediğimiz anda gerçekte olan ve tahminimiz arasında bir boşluk açılıyor. Ve o boşluk çok kıymetli, fixed mindset değil de growth mindset de orada ve “boşluk varsa koçluk var”.
O anı şu sorularla desteklemek mümkün;
—Başka ne mümkün?
—Şu anda gerçekten ne oluyor olabilir?
—Bedenim bana ne söylüyor? Omuzlarımı kasıyor olabilir miyim? Çenemi sıkıyor olabilir miyim?
—Niyetim ne?
Bir koç olarak ilişkilerimde bu alanı açmayı olabildiğince uygulamaya çalışıyorum. Bu oturum bana, aynı alanı kendime açmayı hatırlattı.
*Gülfem Hoca’nın konuşmasında ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü vardı:
“Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem, o işe neler engel olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.” 💫
Yolu açmak da farkındalık ile başlıyor. Çünkü bazen bir şeyi oldurmaya ya da değiştirmeye çalışmak yerine, önce neyin önümüzde durduğunu fark etmek gerekiyor.
Bazen bir düşünce, bazen bir korku, bazen kontrol etme ihtiyacı, bazen de kendimize koyduğumuz sınırlar…
Bunları fark ettiğimizde kendimizle daha gerçek bir temas kurabiliyoruz. Bu teması da koçluk artırıyor.
Benim için bu temasın içinde sevgi, iyi niyet, empati ve samimiyet var. Bunları fark edebilmenin bir anahtarı da kendimize dost olmak ve bir arkadaşımız bizi nasıl görüyorsa o şekilde görebilme niyetiyle kendimize yaklaşmak olarak konuşmada belirtildi ve bitirirken Gülfem hoca bir niyette bulundu; “Kalbi soğutma, iyi niyette kal… “
Ve diğer oturumlardan notlarımdan seçtiklerim:
Açılış konulması yapan Yetenek ve Kültür Direktörü Ceyhun İvegener:
*80+ iç koçumuzla BBVA nın hizmet verdiği ülkeler arasında en fazla koçluk hizmeti veren ülkeyiz.
*Bugünden sonra neyi farklı yapabilirim diye düşünmenizi istiyoruz.
Yetenek ve Kültür Genel Müdür Yardımcımız Ebru Taşcı Firuzbay ve Yetenek ve Kültür Ekibinden Şenay Demirel sohbetinden vurgu bence:
*Empatinin yanına içgörüden eyleme geçmeyi getiriyoruz.
*Koçluk ile trafiğin içinde aynayı kendimize tutup düşünmeye alan açıyoruz.
*Danışanlara da öğrenmeyi aşılamak gerekiyor. Kalıpların dışına çıkmak cesaret gerektirebiliyor.
Ufuk Çakmakçı:
*Bedeni gevşetmek -> zihni gevşetmek
*İnsanın ışığı var. Zihninizin ışığını yakmayı hatırlamalısınız.
*Karanlık, korkularımızla alakalı. Işığımızı kullanmayı öğrendiğimizde; kendimle nasıl ilişki kuruyorum, eşimle ilişkim, işimle ilişkim.. keşfedildikçe insan olmanın korkulu olmak olduğunu görüyoruz. Koçluk ise bize korkuları paylaştığımız bir yol sağlıyor. Potansiyeline ulaşabilmek için korkularımla yüzleşebilmeliyim. Küçük adımlarla.. şimdiki zamanda olan şeyle çalışmak, korkunun önünde direnç varsa önce dirençle çalışmak.. korku ile ya küçülürsünüz ya saçılırsınız. Yani iki türlü de dengeden uzaklaşırsınız. Korkuyu bastırmaya çalışmak işe yaramıyor, denize topu ittiğimizi hayal edelim, çok daha güçlü şekilde yukarı fırlıyor top.
*Her şey hareket eder, sabit kalan tek şey zihin. Zen’de buna ölerek yaşamak derler, karşıtı yaşayarak yaşamak.
*Korkular bizden yaşam enerjisini / canlılığı alıyor. Bunların içinden geçip devam etmek kıymetli.
*Korku kalbe saplanır. Bizi harekete geçirir ya da hareketsiz kılar. Teşhis edebildiğimizde, tedaviye geçebiliriz. Her şey zihnin verdiği bir tepkidir. Geçmiş, şimdiki zamanımızı ve geleceğimizi etkiler.
*Cömertlik, şefkat -> ilhama gider. Burada korkusuzluk vardır. Potansiyelde inanmamanın sesini kısmak gerekiyor.
*Presencing-> being present. Bu aşamaya korkunun sesini kısarak ulaşıyoruz. Acaba korkunun kendisi olabiliyor muyuz, birlikte akabiliyor muyuz? O zaman ilhama ulaşıyoruz.
*2 temel korku var. Ölüm korkusu ve diğer insan korkusu. Kendimize değer vermeyi kendimize hatırlatmamız gerek.
Banu Parlar:
*Danışanın değerlerini, güçlü yönlerini hep hatırlatın. Senin hayallerinin bir parçası buydu.. Hatırlayın. Kendiyle bağını, köprüsünü kurdurun.
*Sabötörleri fark edin.
*Danışana cesaret verelim ama aynanın diğer tarafının da farkında olalım.
*Davranış tanımında netlik önemli. Eylem, davranışta değişiklik yaratmalı. Mutlaka davranıl tanımını netleştirin.
*Sistemi gözlemleyin. İlişkiler ağının bütününü gözetin. Konu ne, ne olsun istiyor?
*Koçun ve danışanın dünyaları birlikte/ayrı çok şey barındırır.
*Duygusal alanı okuyun.
*Her adım kutlamaya değer. Takdir danışanı besler ve yolda tutar. Çaba da takdiri besler.
*Eyleme davet edin ve yolda tutun.
*Hayat, dönüşme ihtimali yaratıyor. Eylem, içgötünün hayatla buluştuğu yerdir.















