Yazar: benguaslan
Karşına Çıkan Fırsatlar
Can doğduğundan beri, iki gece üstüste bile evimizden ayrı kalmamıştım. Taa ki agile koçluğu ile ilgili yeni bir iş fırsatı doğana kadar. İş değişikliğim ile birlikte, banka bu konudaki eğitimi alabilmem için 3haftalığına beni Madrid’e gönderdi. Başta benim için hayaldi, 3hafta eşimden, oğlumdan nasıl ayrı kalırım dedim, birlikte gitmek için yollar düşündüm. Ama sonra, akışa bırakmaya karar verdim. İyi ki de öyle yaptım. Canım eşim Girayım olmasa tek başıma bu kararı alamazdım. 3hafta boyunca hafta içi akşamları ve haftasonları Can’la ilgilendi. Tabi bir de sevgili annem, gözüm arkada kalmadan Can’ı bırakıp işe gittiğim gibi gittim Madrid’e de. O kadar yoğun ve bir yandan keyifli 3 hafta geçirdim ki. Program çok yoğundu, hafta içi her gün sabah 9-akşamüzeri 6, çok az aralarla ve bazen ders çıkışı yemeğe kadar da çalıştık. Amerikadan, Meksikadan, ispanyadan meslektaş arkadaşlarım oldu. Hem de amerikalılar master yaptığım Amerikadaki UNA civarından. Dünya o kadar küçük ki.
İyi ki gittim; Giray’ı, Can’ı, büyük ailemdekileri, dostlarımı çok özledim. Özlemek neydi, yeniden hatırladım. Kendimin ve onların kıymetini daha iyi anladım. Koşturmaktan zaman zaman unuttuğum yaşam değerlerimi toparladım, İşim adına büyük şeyler öğrenirken bir yandan global arkadaşlıklar da kurdum. Nasıl ki İstanbuldan Madride giderken ağladıysam, Madridden dönerken de ağladım. Çünkü onları bir daha görür müyüm bilmiyorum. Hepimizin olduğu whatsup grubu kurduk, yılda bir kere görüşmek ve ayrıca meslekte öğrendiklerimizi paylaşmak için etkinlik yapalım dedik. Bakalım yapabilecek miyiz. Çok güzel insanın kendine hedefler koyması. Giray ve Can da beni çok özlemiş. Can özlemeyi bilmiyordu, özlemeyi öğrendi mesela. Her akşam görüntülü konuştuk. Bazen tripli, bazen özlem dolu, bazen sevgi doluydu. Sevgi dolu olduğu zamanlarda sürekli telefonu öpüyordu. Tripli olduğu günler azdı. Genelde evde değillerse hafif tripli oluyordu, ya da ben öyle hissediyordum. Özlem dolu günlerinde de “anne seni özledim”, “anne gel artık” diyordu. En çok sevgi doluydu, sonra özlem dolu, en son tripli diye sıralayabilirim bence. Ona gitmeden kalacağım gün sayısı kadar boş sayfa içeren bir defter bıraktım (boş A4 kağıtları zımbalayarak defter yaptım) her akşam babasıyla bir sayfa boyadılar, defter bitince geleceğimi biliyor ve bekliyordu. Çok etkili oldu, tavsiye ederim.
Bu gezide neye karar verdim biliyor musun, bazen Girayla da böyle kaçabiliriz birkaç gün bir yerlere. Nasıl ki 3 ümüz çok keyifle geziyorsak arada ikimizin baştaşa gezmeye de ihtiyacı var. Can 3 hafta bensiz çok güzel idare etti. 2 gün anne babasız kalabilir. Kendine zaman ayırmayı, kendini geliştirmeyi, geleceğinizi düşünmeyi sakın unutma. Arada bir eşinle başbaşa bir yerlere git ama yemeğe gitmekten bahsetmiyorum. Bir-iki günlüğüne bir yerlere gidin mesela. Benimki gibi bir fırsat karşına çıkarsa, onu da sakın kaçırma. Bu tip durumlar da geliştiriyor insanı, unutma 🤗
2 Yaşına Hoş Geldin Oğlum
Çocukluk…Çalışan Anne Olmak…
Çocukken annemin neden öğretmen olmadığını sorgulardım. Öğretmen olsaydı tüm tatillerde birlikte olacağımızı düşünürdüm. Her çalışan annenin çocuğu gibi özlerdim annemi ve daha çok vakit geçirmek isterdim. Annem ve babam çalışırken bana anneannem bakardı. Sonra Anaokuluna başladım, okul çıkışı anneannemlere gider, annemler nöbetçi olduğunda da anneannemlerde kalırdım. O zamanlar anaokulu yaşı şimdiki kadar düşük değildi. 4buçuk yaşında falandım sanırım ana okuluna başladığımda.
Anneannem çok sabırlı, çocukla çocuk olan ama bir yandan da kuralları olan birisiydi. Dedeme göre daha yumuşak, annemle babama göre daha kuralcıydı. Hiç düşünmezdim keşke annem çalışmasa da benimle daha uzun olsa diye, aklıma bile gelmezdi. Aklıma gelen neden öğretmen olmadığıydı 🤗 sorardım anneme arada. O da sabırla anlatırdı bana doktorluğu çok sevdiğini, hastaları nasıl iyileştirdiklerini. Büyüdükçe unuttum bu isteğimi, annemle gurur duydum. Ben de öğretmen olmadım aslında zaten. Sırf tatillerde çocuklarla birlikte olmak için bu kutsal meslek kullanılamazdı tabii ki. Çocukluk işte 🙂
Gelelim şimdiye… Çalışan anne olmak kolay diyemeyeceğim; dürüst olalım zorlukları var ama bence evde bebeğini bakmaya göre kesinlikle daha kolay. Can 8buçuk aylıkken doğum izni ve biraz da ücretsiz izin sonrası çok sevdiğim mesleğime geri döndüm. Bebeğini ne kadar çok sevsen de sürekli evde olmak bence insanı yoran, daha negatif yapan bir süreç. (Genelleme yapmayayım; işini bırakan kişilere de haksızlık etmek istemem. Benim hislerim bu yönde sadece..)
Şimdi Can bir buçuk yaşında ve ben biliyorum ki çalışmak beni ve bizi ileriye götürüyor. Çalışıyor olmak, bir şeyler üretmek, para kazanıyor olmak, işteyken Can’ı özlüyor olmak beni hep motive ediyor. Evime her akşam pozitif dönüyorum. Onunla olduğum zamanların kıymetini daha çok biliyorum. Akşamları ve haftasonları hasretle oynuyoruz, zamanımızın kıymetini daha iyi anlıyoruz. Duruma bir de Can açısından bakalım. Evet annesini hafta içi gündüzleri özlüyor ama güvenilir ellerde; anneannesi yanında. Annesi ve babası işten gelince bizimle kaliteli zaman geçiriyor. Haftasonlarının kıymetini annesi çalışmayan bir çocuğa göre bence daha iyi biliyor. Can’a annem bakmıyor olsa içim bu kadar rahat olmayabilirdi. İyi ki annem doktor da gündüzleri torununa bakıp arada da nöbet tutabiliyor. Demek ki çocukluk fikirleri değişiyor. Demek ki benim çocuğum da bir gün iyi ki annem çalışıyor diye yorum yapabilir.
Sevgiyle kalın. Muhakkak bir şeyler üretin. Mesaili çalışmasanız da tek işiniz bebek bakmak olmasın. Dediğim farkı göreceksiniz.
Emzirmeyi Azaltma Zamanımız Geldi Mi? Nasıl Azaltabiliriz?
Can şu anda onyedinci ayını doldurdu ve biz yaklaşık bir aydır emzirmeyi azaltma yoluna girmiş bulunuyoruz. Emzirmeyi azaltarak ikiyaşına kadar emzirmek belki mümkün olur fakat bir yaşından sonra hiç öğün azaltmadan sık sık ve eskisi gibi bol bol emzirmenin doğru olmadığını düşünmeye başladım. Hastanelerde hep iki yaşına kadar emzirmenin önemi vurgulanıyor fakat bir yaşından sonra bağımlılığa dönüşmemesi için neler yapılması gerektiğinden ya da eskisiyle aynı sıklıkta emzirmeye devam etmenin dezavantajlarından kimse bahsetmiyor. Önce bu dezavantajlardan bahsederek konuma başlayayım sonra yöntem olarak emzirmeyi nasıl azaltabileceğini (henüz ben de bırakmadım bırakınca onu ayrıca anlatırım) anlatayım.
Dezavantajlar:
1.Bebeğin, eğer çalışıyorsan, özellikle haftasonlarında(seni tüm gün göreceğinden) her acıktığında emmek ister. Bu yüzden haftasonları pek yemek yemez. Nasıl olsa annesi yanındadır, “acıkırsam süt içerim” mantığı devreye girer. Örneğin her gün yoğurt yiyen çocuk haftasonları yemez.
2.Bağımlı gibi davranabilir.
3.Gece boyunca birkaç kere uyanıp(en az 3) emmek ister.
4.Sabah tok uyandığından kahvaltıda az yer.
Tabii ki bu dezavantajların yanı sıra emzirdiğin zamanın bebeğinle çok yakın bağ kurduğun özel bir zaman dilimi olduğunu da unutmamak lazım. Anne sütünün faydaları saymakla bitmiyor. Bence herkes için enzirmeyi azaltma veya bitirme zamanı kişisel ve bu karar bebeğinle senin durumunuza göre senin vereceğin bir karar olmalı. Yukarıdaki dezavantajlar seni rahatsız etmiyorsa ve sende sık emzirmekten dolayı yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı yoksa belki de senin için doğru zaman iki yaşına kadar, onu herkesin kendisinin içinde bulunduğu duruma göre tartması gerekiyor.
Emzirmeyi nasıl azaltabilirim’i bulmak benim için kolay olmadı. Büyüklerin saydığı yöntemler vardı; memeye karabiber/salça vb. sürmek ve bunun sonucunda bebeğe tadı bozuldu imajı vererek bıraktırmak ya da memeye flaster kapatıp meme hastalandı demek gibi. Ben bunları yapmayı doğru bulmadım. Bir kere Can’a “süt az kaldı” diye anlatarak vermemeyi denedim fakat kendini yerlere atıp yarım saat ağlayınca dayanamayıp emzirdim. Can’ımızın ilk hayalkırıklığını en doğru nasıl atlatabiliriz bunu öğrenebilmek için sevgili eşimin desteğiyle, çocuk doktorumuzun bulunduğu Ulus Klinilk’ten daha önce kitabını okumuş olduğum, internette çocuklarla ilgili tavsiyelerini izlemiş olduğum Pedagog İnci Vural’dan randevu aldım. İnci hanım çok yoğun bir pedagog, randevu için aradığımda önce neden gitmek istediğimi sorup notlarını aldılar, çalıştığım için ancak haftasonu gidebileceğimizi belirttim; “İnci hanım randevularını kendisi takip eder; o sizi arayacak” diyerek telefon konuşmasını sonlandırdılar. Gerçekten İnci hanım ertesi gün aradı, telefonda beni biraz dinledi, çok ilgiliydi. Yüzyüze etraflıca konuşalım ve bir çözüm bulalım diye randevu için gün kararlaştırdık. Konuştuğumuzda Kasım başındaydık, Aralık’ın ilk haftasonuna randevu aldım. Kendisiyle de konuşarak, ona gidene kadar da emzirmeyi bırakmaya ya da azaltmaya çalışmadım. Yani gidene kadar sadece bir kez gece uyumadan önce bırakmayı denemiş, büyük bir tepkiyle karşılaşmıştım. Bu da bana sürecin zor olacağını düşündürmüştü. Şimdi sana İnci hanımdan öğrendiğim ve uyguladığım yöntemi anlatıyorum.
İnci hanım emzirmeyi yavaş yavaş kesmemizi, bir anda bıçak gibi kesmememizi önerdi. Memeye bir şey sürmek gibi bir yöntemi sakın yapmayın dedi. Bebeğin şimdiye kadar tutkuyla bağlı olduğu emzirme işlemini sonu kötü biten bir hatıraya dönüştürmemek gerektiğini anlattı. Sık emzirdiğim saat aralıklarına şaşırdı ve artık zamanın geldiğini, bunu bırakmanın şu anda Can’a yapacağım iyilik olduğunu anlattı. Bazı öğünleri keserek azaltmaya başlamamızı önerdi. Ben çalışan bir anne olduğum için emzirmeyi önce evde olduğum haftasonlarındaki gündüz öğünlerinde kesmemi önerdi. “Anne yok, meme yok” değil de “anne var ama meme yok” ile başlayın dedi. Bu saatlerde Can emzirmek için istekle geldiğinde öncelikle Can’ın yaşadığı emmek isteme duygusunu anlayıp, duyguyu anladığını ona anlatarak duyguyu farklı bir deneyime dönüştürmek gerektiğini anlattı. “Evet oğlum süt istiyorsun anlıyorum, fakat süt az kaldı, ancak akşama yetecek kadar var. O yüzden şimdi emziremiyorum. Ama ben sana oyalanman için şunları vereyim…” gibi. “O ana özel, sadece emme krizi tuttuğunda verilecek bir kutunuz olsun, kutunun içinde oyuncak değil de değişik formatta oynayabileceği kağıtlar, kartlar, ilgisini çeken jelatinler, örneğin streç film gibi ona değişik gelen şeyler; ağzına sokabileceği düdük gibi veya yiyebileceği pestil gibi seçenekler olsun” dedi. Artık ev dışında olduğunuzda zaten dışardayız şimdi olmaz diyerek ilgisini başka şeylere çekebilirsiniz dedi. Bu yöntem işe yaradı. Emmek istediğinde duygusunu anlayarak sütün akşam yatmadan önce içileceğini, ancak o kadar olduğunu söylüyorum; Can “anne anne” diye söylenerek biraz ağlıyor o sırada kutuyu çıkarıyoruz. Salonda yere oturuyor ve genelde bişiler yemeyi tercih ediyor. Hatta bazen kutuyu bile çıkarmadan kuru dut ya da pestil soruyoruz; kabul ediyor. Salonda belirlediği o yere oturup vermemizi bekliyor. Memeye bir şey sürerek emzirmeyi kesme yönteminin; onun emdiği özel anları değiştirerek bu ana kadar iyi olan memenin bir anda kötü bir şeye dönüşmesine izin vermek anlamına geleceğini söyledi. Bunun uzun vadede de kişiyi etkileyebileceğini ve kesinlikle önermediğini söyledi.
Şu anda ben gece yatmadan önce emzirmeye devam ediyorum. Gece boyunca 3-4 kere uyanıyor ve emziriyorum, yeniden uyuyor. Şimdiki aşama, gece uyandığındaki emzirme seanslarını kaldırmak ve en son da gece yatmadan önceki son seansı kaldırmak.
İçimden bir yer de bu emzirme seansları bitecek diye üzülüyor çünkü gerçekten emziren anneler bana hak verecektir; emzirdiğin zamanlar bebeğinle en yakın iletişimde bulunduğun anlar oluyor.
Keyifli emzirmeler ve zamanı geldiğinde rahat bitişler dilerim…
Diş Ağrıları
Can mutlu ve olumlu bir bebektir, öyle durduk yere ağlamaz. Bir yerini çarptığında gerçekten acımadıysa ağlamaz. Fakat Can bile diş çıkarma dönemlerinde çok ağlıyor, diş kaşımaları kullanmak istemiyor, iştahı kapanıyor. Eli devamlı ağzında, öteki eliyle kulaklarını çekip başına vurabiliyor. Ateşi olmuyor ama yaptıklarına dayanarak kulağı ve başının ağrıdığını söyleyebiliriz.
Bu durumu nasıl aşabiliriz diye düşündüğümüz günlerden birinde, herkesten çok duyduğum ama işe yarayabileceğine inanmadığım bebekler için üretilen kehribar kolyeyi denemeye karar verdim. Sevgili komşum Emine, bu kolyenin çok işe yaradığını, kızı Ela’nın diş çıkarma dönemindeki huzursuzluğunun bu kolye ile azaldığını söyleyerek onların kolyesini denememi rica etti. Kolyeyi takınca gerçekten hemen olmasa da bir-iki gün içerisinde ağlamaları ve diş dönemi huzursuzluklarını azalttığını fark ettim ve hemen Can için de bir kolye sipariş ettim.
Şu anda (15. Ay bitiyor) genelde hep diş çıkarma döneminde olduğu için ve azı dişleri çıkmakta olduğu için kolyeyi gece yatarken çıkarmak dışında hep takıyoruz. Bu kolyeler bebekler için özel üretiliyor; boncukları kopmasın diye tek tek düğümlenmiş şekilde oluyor ve bebek rahatsız olmasın diye daha kısa şekilde duruyor. Aynı zamanda taşlar da törpülendiği için batma riski olmuyor ama yine de gece uykuya yatırırken çıkarman gerektiği belirtiliyor. Tabi kolye sihirli değil; yine arada ağlamalar huzursuzluklar oluyor. Örneğin şu anda 4 azı dişi birden çıkıyor ve oturup dişini tutarak ağladığı zamanlar olabiliyor. Ama şunu diyebilirim; bence kolyesi bu dönemdeki huzursuzluğunu yüzde 80 oranında azalttı.
Bebeği olan herkese tavsiye ediyorum. Bence bileğe takılan değil boyna takılanlardan al. Kehribarın etkisi ağrıyan bölgeye yakınlıkla artıyormuş. Ben şuradan almıştım, eğer almak istersen inceleyebilirsin. Bu kolyeyi takmak dışında bu dönemlerde bebeğine kemirebileceği sert şeyler vermeyi ihmal etme ama kesinlikle onu bu sırada sofrada yalnız bırakma. Örneğin taze sarımsak, taZe soğan veya salatalık bu dönemde hayat kurtarıcıların olacak.
Eğer emziriyorsan bu dönemde emzirmek de bebeğininin ağrılarını azaltacak. Çok şiddetli ağrısı olduğu günlerde yemek yemek istemeyebilir; emzirmek durumu kurtaracaktır. Bu dönemde gece uyanmalarında da artış olabilir. Uyanıp emzirmen hem onun ağrısını alıp rahatlatacak hem de senin daha bol sütün olmasını sağlayacaktır.
Keyifli günler dilerim, sevgiyle…
Bebeklerde Özgürlük
Eskiden böyle miymiş; oyun parkları varmış içine koyuyorlarmış bebekleri, onun içinde güvenli güvenli oynuyorlarmış. Bizler, kardeşlerimiz böyle büyümüşüz. Şimdi öyle değil. Yeni nesil oyun parkının içinde değil bizzat tehlikelerin tam ortasında büyüyor. Özgürce hareket eden bebek hem mutlu oluyor hem de etrafını daha fazla inceleyebiliyor.
Can yaklaşık 4aylık iken ona oyun matı aldık. Salondaki orta sehpamızı kaldırarak ona keşif için alan açtık ve bu alana oyun matını koyduk. Evdeyken hareketlerini geliştirebilmesi için; ilk dönemler kafayı rahat tutması ve yerden rahatlıkla kendini kaldırabilmesi için, sonra rahat dönebilmesi için ve 6. Ay sonrasındaki dönemlerde ise rahat emeklemesi için bu alan çok kullanıldı. Şimdi ise bu alanda yürüme çalışmaları yapılıyor. Can emeklemeye erken başladı ve hemen ayağa kalkma çalışmalarına başladı. Böyle olmasına en büyük etken salondaki çalışmaları 🤗 Ben Can’ı 6.ayını doldurmasından itibaren dışarıdayken de yere bırakıyorum. 6. Ay sonrasında çok hareketlendi ve her yeri bizzat incelemek istiyor. Kucakta olmak ya da arabasında olmak keşif açısından ona yetmiyor. Araba geçme ihtimali olmayan, güvenli olduğuna inandığım yerlerde onu yere bırakıyorum. Tabii hastane gibi ortamlarda bırakmıyorum. Gerçi sokaklar, avmler ya da cafeler zaten kirli. Ama inan bana bebek bu şekilde bırakıldığında hem araştırmacı yanı örselenmemiş oluyor hem de öyle mutlu oluyor ki… Örneğin havaalanında yere bıraktığımızda sevinç çığlıklarıyla emekledi. Hem çok büyük bir alan hem de yerler büyük büyük parkeler, ses de çıkarıyor emeklerken, acaip mutlu oldu. Sonrasında arabasına koyarken ya da yemek yiyecekse mama sandalyesine koyarken ellerini sabunlamaya çalışıyorum ama dışardaysak ve o an sabunlamak mümkün değilse sadece ıslak mendille siliyorum ve temizlendi mi acaba diye çok takılmamaya çalışıyorum. Can dışarda böyle emeklerken, ayağa kalkıp yürüme çalışmaları yaparken bana tuhaf bakanlar olursa bu bakışları da görmezden geliyorum. Yerde olduğu için kıyaFetleri ve elleri de kirleniyor ama kirlenmeye de takılmıyorum. Nasıl olsa yıkanınca çıkıyor. Gözlemim şu ki, yeni nesil genelde bizim gibi yapıyor. Yabancılarda da görülen bir davranış olduğu için Gençler ve yabancılar çok yadırgamıyor, annelerimize ilginç gelebiliyor ama zamanla onlar da alışıyorlar. Tabi dışarda ya da evde Can’ı kendi haline bıraktıysak muhakkak birimiz başında duruyoruz, asla yalnız başına bırakmıyoruz; bir dakika bile. Emekleyen ya da yürüyen bir bebek için bir dakika uzun bir süre, hiç aklına gelmeyen bir yaramazlığı yapabilir. Bence dönmeye başlamış hareketli bir bebek için bile uzun bir süre. Can ilk dönmeye başladığında oyun halısının bir ucundan diğer ucuna dönerek giderdi.😂
Evdeyken de bu süreçte evi güvenli hale getirmek ve yine bebeği bir dakika bile yalnız başına bırakmamak gerekiyor. Evi güvenli hale getirmek için prizlerin kapatılması, sivri kenar yerlerin sivriliğinin giderilmesi, kapılara kapı tutacağı takılması, buzdolabı ve çekmece kilitleri kullanılması gerekiyor. Bu ihtiyaçlar için alınacaklar ebebek.com gibi sitelerde mevcut.
Bebeğinle beraber geçireceğin keyifli ve özgür günler dilerim. Unutma; kirlenmek güzeldir. 🙏🏻🐞
Bebeğime şeker vermeli miyim?
6.ayını doldurarak katı gıdalarla tanışan bebeğin, beyaz şeker içeren tatlıları yiyebilir mi? Şekerli neler yiyebilir, neler yiyemez?
1.Bebeğine muhallebi/puding yerine ev yapımı yoğurt yap, sade yoğurdu tüketmeye 6aylıktan itibaren alışsın. İçine meyve atma, yoğurdunu sade yesin. Damak zevki bu yönde gelişsin.
2.Bebeğine arada muhallebi/sütlaç yapabilirsin ama içine asla şeker koyma. İçine organik hurma/organik kayısı/organik incir koyabilirsin ya da vaktin yok ise minibee den sipariş ver hurmalı sütlacın evine gelsin. Hem de siparişin üzerine yeni yapılsın; üstelik de tamamen organik.
3.Yediğin şeker içeren tatlıdan bebeğin sen yerken seni izliyor diye asla tattırmamalısın. O her şeyi merak ediyor. Faydası olmayan tatlıyı yemesi ona şeker alışkanlığı kazandırabileceği için sakın verme. Tatlını mümkünse bebeğinin meyve/sebze saatinde ya da o uyurken ye.
4.Bebeğin biraz büyüdüğünde, misafirlikte ya da dışarda bebeğine tatlı kurabiye, külah ya da dondurma vermek isteyenler olabilir. Kesinlikle kabul etme. Şekerli gıda yemediğini, sağlıklı beslendiğini söyleyebilirsin.
5.Bebeğin dondurma yesin, tadına baksın istiyorsan anne sütünden ya da bildiğin güvenilir bir sütten evde dondurma yapabilirsin. Şekersiz taylı tarifleri için buraya bakabilirsin.
6.Bebeğin henüz yeni katı gıdaya geçtiyse ve yaz mevsimi değilse çok meyve seçeneğin olamayabileceği için organik kuru kayısıyı 3dk haşlayıp, soğutup ortasından ikiye keserek ona verebilirsin. Can kuru kayısıya bayılır.
6.Bebeğin kendi ayına uygun mevsim meyvelerini gerektiği kadar yiyebilir. Ayına uygun ne yiyebilir diye düşünüyorsan BLW sitesinden inceleyebilirsin. Ben de Can’ın yediği meyvelerden örnekler vererek açıklayayım.
Can Şubat ayında 6.ayını doldurdu, biz BLW (baby led weaning)ile katı gıdaya geçtik. Ama aynı zamanda geleneksel kaşıkla beslenme de öğrensin diye arada uygulamaya çalıştık. İlkbahar gelene kadar fazla meyve seçeneği olmadığından meyve saatinde önce haşlanmış elma/haşlanmış armut/haşlanmış kuru kayısı parçalar halinde yiyordu (dilim olarak soyulmuş şekilde önüne koyuyorsun. Başlangıçta haşlanmış (parçalanmayacak kadar haşla) olması gerekli. Can haşlanmış elma ve haşlanmış armutu pek sevmiyordu. O biraz yedikten sonra cam rende ile rendelediğin elma ya da armuttan da veriyorduk. Meyveler haşlandığında vitaminlerini kaybettiğinden rende de öneriliyor. Ya da rendeleyecek vaktin yoksa minibee den organik meyve püreni sipariş verebilirsin. Rendelediğin miktar başta dörtte bir iken zaman içerisinde yarıya çıkıyor. Sonrasında ise rende işlemini tamamen bırakabilirsin. Can yaklaşık 8aylık olduğunda elma ve armutu soyup dilimler halinde önüne koyuyorduk ve o şekilde yiyordu. Can 9.ayını doldurduktan sonra ise küçük olmayan meyveleri kabuğuyla beraber kemirebilir duruma geldi. Örneğin elma, küçük armut ya da kırmızı büyük eriği bütün halinde önüne koyduğunda, ısırarak yiyor ve bu sayede diş ağrısı da azalıyor. Aynı şekilde Can meyve saatinde kiraz ve kayısı da yiyor. Onlar küçük meyve olduğu için çekirdeklerini çıkartıp küçük parçalar halinde önüne koyuyorum. Blw hakkında soruların var ise daha önceden sadece blw içeren bir yazı yazmıştım. O yazıyı okumanı tavsiye ederim.
Bebeğinle keyifli ve sağlıklı öğünler yemenizi dilerim.
Bebeğimin zekası
Can üç aylıkken sevgilibebek zeka kartları ile tanıştık. O zamandan beri her gün kendi yaşına uygun seriden kart gösteriyoruz. Önce birkaç tane kart ile başladık. Sonra yavaş yavaş gösterdiğimiz seriye yeni kartlardan ekledik. Şu anda, 1yaşa kadar olan kartların hepsine her gün bakıyor, üstelik 3dakika gibi kısa bir zaman aralığında…
Sevgili bebek zeka kartlarını her gün düzenli olarak hızlı hızlı bebeğine göstermen onun algı seviyesini açarak zeka gelişimine katkıda bulunacak. Bu kartlardan satın almak istersen tıkla, bahsettiğim faydaları dışındaki faydalarına da bu linkten ulaşabilirsin.
Bebeğine zeka kartları gösterimi yaparken dikkat etmen gereken noktaları sırasıyla aşağıda yazıyorum.
1.Bebeğin karşında, seni görebilecek bir pozisyonda olmalı. Tamamen yatay pozisyonda olmamalı.
Ben gösterime ilk başladığımda karşıma Can’ı beni görebileceği bir pozisyonda yatırıp(henüz Can oturamıyordu o yüzden araba koltuğunu yemek masamıza koyup Can ‘ı da içerisine yatırıyordum. Bu sayede tamamen yatar pozisyonda olmadan rahatlıkla karşısını görebiliyordu) kendim de ayakta olarak gösterim yapıyordum. Şimdi ise Can yerde oyun halısında otururken karşısına oturup gösterim yapıyoruz.
2.Zeka kartlarına bakacağınız zaman bebeğin aç, uykulu ya da altı dolu veya huzursuz bir şekilde olmamalı. Olabildiğince rahat olmalı. Önerim, uykudan uyandığı saatlerde yapabilirsin. Hem daha sakin oluyorlar hem de ilgi açık şekilde izleyebiliyorlar. Ayakları fazla hareket halindeyse sakinleştirmek için kart gösterimi öncesi klasik/barok müzik çalabilirsin.
3.Bebeğinin ilgisi dağınık olmamalı. O anda kart bakmak istemiyor ise onun için uygun zaman değildir. Başka bir zamanda yeniden dene.
4.Kart gösterimine başlarken her seferinde kartları karıştırman gerekiyor. Yoksa bebeğin kart sıralamasını ezberleyebilir. Bunu istemiyoruz.
5.Kartları gösterirken kartları üstüste koy, yazı tarafları sana bakacak ve şekil tarafları bebeğine bakacak şekilde bebeğinin karşısına geç. Kartları sana doğru taraftan tek tek çıkartıp bebeğine doğru en öne getirerek göstermeli ve oraya koymalısın.
6.Gösterim yaparken seri hareket etmelisin. Oyalanmadan ve detaylı açıklamalara/yorumlara girmeden sadece kartta yazan açıklamayı söyleyerek ilgili kartı arkadan öne getirmelisin. Örneğin köpek resmi varsa köpek deyip kartı öne koymalısın. Köpek havhav der gibi açıklamalar kart gösterimi esnasında yapılmamalı 🤣 çünkü ilgileri çok çabuk dağılıyor ve amacımız bebeğinin ilgisi dağılana kadar olabildiğince fazla şekil görmesini sağlamak.
7.Ses tonun ilgi çekici olmalı.
8.Kartları gösterirken yüzün kapanmamalı. Bebeğin, sen açıklamaları söylerken ağzını da görmeli. Dil gelişimi açısından ağzını görmesi öneriliyor.
9.İlla ki günde şu kadar kart göstermelisin diye bir hedef yok, bebeğinin ilgisi başka bir yöne dağıldığı anda gösterimi kesmelisin.
10.Bebeğinin ilgisi dağılmadığı takdirde en fazla 3dakika boyunca gösterim yapmalısın. Kart gösterimine başlarken sayaç kurup 3dk. dolduğunda bitirebilirsin.
11.Günde bir ya da iki kez 3er dakikalık gösterimler yapabilirsin. Ben genelde günde bir kez ve her gün aynı saat aralığında yapmaya çalışıyordum. Şu anda çalıştığım için günlük kart gösterimini artık annem yapıyor 🤗
12.Bebeğine kart gösterimi yapmadığın saatlerde, oynaması için kartları önüne bırakma. İlgisinin canlı kalması için sadece sen gösterim yaparken izlesin. Bir süre sonra kart saatlerini bekleyecek ve hatta bazen sana bir şekilde hatırlatıyor olacak.
13.İlk birkaç gün boyunca aynı adette kart gösterimi yapıp birkaç gün sonra 2kart daha ekle. Zamana yayarak gitgide daha fazla kart göstermeye çalış.
14.Bebeğin 6aylığı geçtikten sonra yeni bir set (renkli kartlar) ekleniyor olacak. Eski gösterdiğin kartlar her zaman bulunacak ve yeni setten kartları da önce iki adet araya karıştırarak göstermeye başla. İki gün sonra iki adet daha ekleyerek zaman içerisinde tüm seti göster.
15.Bazı günler yoğun geçer, kart seansı yapamayabilirsin. Örneğin biz haftasonu dışardaysak atlayabiliyoruz. Her gün yapamasan da haftanın çoğu gününde yapmaya çalış. Her gün yapamazsan da moralini bozma.
Keyifli kart gösterimleri dilerim
Sevgiyle kal
Bebek ve kedi/köpek aynı evde olur mu?
Can 2 kedili bir evde doğdu. Ben hamileyken herkes sormaya başlamıştı kedilerimizi(Karam ve Yogo’yu) ne yapacağımızı. “Tabii ki bizimle kalacaklar, onlar da bizim çocuklarımız” cevabımız kimseyi tatmin etmiyordu. Bebeğin başına gelebilecek felaket olasılıkları bir bir sıralanıyordu. Kan aldırırken kan alan kız bile evde kedi olduğunu öğrenince (istenen tahlillerden evde hayvan olduğunu tahmin edip soruyorlar) binbir çeşit senaryoyla kedilerimizi evden yollatmaya çalışıyordu.
Allahtan ben de eşim de gülüp geçiyorduk bu söylenenlere. Belki de, kedili evde bebeğe bir şey olmayacağına inancımız Amerika’da yaşadığımız yıllardan geliyordu. Amerika’da genelde her ailede kedi(ler)/köpek(ler) bulunuyor ve çocuklar hayvanlarla beraber büyüyorlar. Hiç de öyle korktuğunuz gibi bir şey olmuyor. Tabii ki kedileri ve bebeği evde yalnız bırakıp dışarı çıkalım ya da gözlemlemeyelim demiyorum; kediler bir şey yapmıyor ama bebeğe yakın olmak istiyorlar, kokusunu hissetmek ve onunla uyumak istiyorlar. İstemeden zarar vermemeleri için özellikle ilk 6ay bebeğini hep kollamanı tavsiye ediyorum.
Hayvanlarla büyümek bebeğin için hem çok eğlenceli hem gelişimi için de çok faydalı. Can; Karam ve Yogo’nun da katkılarıyla çok erken sosyalleşti, onları izlemeyi çok seviyordu. Karam’ı Can 7aylıkken kaybettik malesef fakat Yogo(kedimiz) şu an onun en sevdiği tüylü arkadaşı. Yogo’yu çağırıyor, o gelince kahkahalarla gülüyor, Yogo kendini temizlerken dünyanın en önemli işini yapıyormuş gibi oturup Yogo’yu inceliyor. Yogo da onu çok seviyor. Muhakkak Can’ın yanına uğrayıp kendini sevdiriyor. Yeni doğduğu ilk 6aylık dönemde Can salonda gündüz uykusunu uyurken Yogo da baş ucunda beklerdi. Ne zaman ki Can uyanıp ağlar ve bağırır Yogo sesten ürker ve bir anda toz olurdu.
Can ilk doğduğunda hastaneden çıkıp evimize gelirken acaba kedilerle ilişkisi nasıl olacak, birbirlerinden hoşlanacaklar mı emin değildim. Kitaplarda yazan; bebeğin eşyasını kedilere koklatma hikayesini hiç yapmadık. Bence onlara zaman tanımak gerekiyor. Kediler ilk önce yadırgadı, Can yenidoğan döneminde ihtiyaçlarını ağlayarak anlatırken kediler çok şaşırıyorlardı, Can’ı izliyorlar ve anlamaya çalışıyorlardı. Geceleri de kedilerin Can’ın yanına atlamamaları için oda kapımızı hep kapalı tutuyorduk. Şimdi ise geceleri Can odasında kapısı açık uyuyor, Yogo odasında kapısı kapalı uyuyor. Yani Can’ın yatağına atlayamacağından emin şekilde uyuyoruz. Bir gün Can gündüz uykusundayken, Yogo’yu Can’ın yatağının ayak ucunda otururken buldum. Görüntüleri izlediğimde gördüm ki önce kalorifere zıplayıp kaloriferden yatağa atlayıp Can’ın başının yanından geçip (dikkatini çekerim başına basarak değil 🤓yanından geçerek) ayak ucuna kıvrılmış. Bir zarar vermedi tabii ki ama tedbiri elden bırakmamak adına gündüzleri de dikkat ediyoruz.
Can emeklemeye başladığından itibaren Yogo’yu kuyruğundan yakalayıp sevmeye çalışıyor. Can’ın avuç içini tutup (yakalamasın diye) yani elini düz hale getirip öyle sevdiriyoruz. Ona dokunmak çok hoşuna gidiyor, “yogo gel” diyor, onu çok seviyor 🙂
Can’ın anneanne ve dayısının evinde de Oskar var, köpeğimiz, onu da arada görme fırsatı olduğu için de ayrıca çok şanslı. Bİzim evde Can Yogo’nun kuyruğuna yapışmasın diye hep tetikte oluyoruz çünkü Yogo ona cevabını yapıştırabilir ama annemlerde Can Oskarlayken hiç müdahale etmiyoruz. Oskar dünyanın en tatlı köpeği ve Can’a asla zarar vermez. Can onu çekiştiriyor, seviyor, inceliyor 😬
Bebeğinin mutlu, huzurlu ve sosyal bir birey olarak yetişmesi için sana tavsiyem bebeğini kedi(ler)/köpek(ler)le büyütmen 🤗